Yavuz Ağıralioğlu Meral Akşener’i yalanladı: Hanımefendi çok yorgun ve üzgün olduğu için hatırlamıyor olabilir

CHP ile son dönemde büyük bir kriz yaşayan İYİ Parti’nin Genel Başkanı Meral Akşener, eteğindeki taşları gazeteci Fatih Altaylı’nın YouTube yayınında döktü. Seçim süreci ve aday belirleme sürecine ilişkin çarpıcı detaylar paylaşan Meral Akşener, seçime sayılı günler kala CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olmak için direttiğini, “Kazanacak adaydan kazanacak formüle” döndüklerini ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı yardımcısı olduğu formüle Rıdvan Uz, Tolga Akalın, Bilge Yılmaz ve Ümit Dikbayır hariç, Yavuz Ağıralioğlu da dahil tüm partililerin ‘evet’ dediğini söyledi.

Yavuz Ağıralioğlu Meral Akşener’i yalanladı: Hanımefendi çok yorgun ve üzgün olduğu için hatırlamıyor olabilir

Bu açıklama sonrasında sosyal medya hesabından Akşener’i yalanlayan eski İYİ Parti Milletvekili Ağıralioğlu,

“Hanımefendi çok yorgun ve üzgün olduğu için hatırlamıyor ya da duymamış olabilir; ‘Sayın Rıdvan Uz gibi düşünüyorum.’ dedim.”

ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu ve Akşener’i topa tuttu: Mağlubiyetin asıl müsebbipleri

Ağıralioğlu seçimlerin Kılıçdaroğlu yüzünden kaybedildiğini söyleyip,

“Kılıçdaroğlu ve bu adaylığın menfaat çevresi; bu ilkesiz, ölçüsüz mücadelenin doğal sonucu olan mağlubiyetin asıl müsebbipleridir!”

dedi.
Akşener’i de hedef alan Ağırlioğlu,

“Genel seçimlerin en çok kaybeden partisi İYİ Parti, en ağır hasarı alan Genel Başkanı da Sayın Meral Akşener’dir. Dolayısıyla bu ağır seçim mağlubiyetinin bir savunma ve muhatap suçlu bulma psikolojisi doğurması da gayet normaldir.”

diye konuştu.

“Herkes, her şeyi görüyor ve gördü; olan biten her şey milletin gözü önünde oldu”

Seçimlerden kısa bir süre önce İYİ Parti’den zehir zemberek sözlerle istifa eden Ağıralioğlu, Twitter-X hesabından şu açıklamayı yaptı:

“Üzülerek ifade etmek gerekir ki 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen

genel seçimlerin

en çok kaybeden partisi İYİ Parti, en ağır hasarı alan Genel Başkanı da Sayın Meral Akşener’dir. Dolayısıyla bu ağır seçim mağlubiyetinin bir savunma ve muhatap suçlu bulma psikolojisi doğurması da gayet normaldir.

İYİ Parti ve Sayın Genel Başkan, Kemal Bey ile kaybedileceğini çok iyi biliyordu. İYİ Parti’nin bu kadar hasar almasının sebebi, bildiği ve sonucunu öngördüğü felaketi engelleyememiş olmasıdır.

Adaylığını memleketteki bütün önceliklerin önüne geçiren ve bize dayatan

Kılıçdaroğlu ve bu adaylığın menfaat çevresi; bu ilkesiz, ölçüsüz mücadelenin doğal sonucu olan mağlubiyetin asıl müsebbipleridir!

İYİ Parti, seçmen nezdinde suçlanan taraf olmamak için itirazlarına rağmen masada oturmak ve gelen felaketi görüp kalktıktan sonra da yeniden dönmek zorunda bırakılmıştır.

Çok ağır ifadeler ile kalkılan bir masaya neden paldır küldür oturulduğu da ne partililere ne de millete izah edilebilmiştir.

Bunun bedelini de hem Genel Başkan hem de İYİ Parti çok ağır ödemiştir. Şimdi masaya dönüş kararına meşruiyet kazandırmak için, “O, onu söyledi, bu aslında şöyle demişti.” gibi beyanlarda bulunmak da içine düşülen itibarsızlık ve başarısızlık durumunu değiştirmeyecektir. Masaya dönüşü onurlu hâle getirmek için yapılan “istişareler”, söylenen ama dönülen sözler, çizilen ama çiğnenen kırmızı çizgiler ortadadır.

Ben ilkelerim ve millete olan borcum sebebiyle, beş yıl boyunca, tüm kamuoyu ve eski partim şahittir ki Kemal Bey’in adaylığı üzerinden gelişen her alamete, her irade beyanına itiraz ettim. Maalesef beş yıl boyunca bu konuda yaptığım itirazlarım parti içindeki bir dedikodu mekanizmasının giyotinine, bazen sıfatlarımı, bazen sözlerimi, bazen de irademi kurban vermiştir.

İYİ Parti’nin ve Sayın Genel Başkanın “yaptıklarına” değil, İYİ Parti’ye ve Sayın Genel Başkana yapılanlara itiraz ederek Cumhurbaşkanlığı sürecindeki ilk itirazı basın toplantısı ile mecliste dile getirdim.

İkinci itirazımı ise masanın istişare diye Kemal Bey’in adaylığını tasdik eden bir “notere” dönüşmesine ve İYİ Parti’ye, Sayın Genel Başkana, milletin iradesine,

seçmenin umuduna kurulan “pusuya” sessiz kalmayacağımı basına verdiğim beyanatlar vasıtası ile kamuoyuyla paylaşarak tarihe şerh düştüm.

Sonrasında TBMM’de Kemal Bey’in adaylığı için İYİ Parti Milletvekilleri tarafından yapılan toplantı ve açıklamaya imza ve destek de vermedim.

Ardından yaşanan süreçteki ilkesiz, ölçüsüz ve kuralsız mücadeleye itirazlarımın milletimizce aşikâr hâle geldiği bütün bu süreçlerin nihayetinde, haklı şerhlerime uygulamada karşılık bulamayınca İYİ Parti’ye ve Sayın Genel Başkana zarar vermemesi için adaylık başvurusunda bulunmadım. Masayla ilgili Sayın Akşener’e müzakere yetkisinin talep edildiği “zoom toplantısına” da katılmadım.

Nihayet açıklamalara konu olayda Belediye Başkanlarının İYİ Parti Genel Merkezine geldiği gün, divan odasına davet edilmeden 10 saniye önce merdivende 50 tane gazeteciye “Meral Akşener asla bu masaya dönmeyecek.” diye açıklama yaptım,

yapılan istişarede ne şartlarla masaya dönebiliriz konuşmasına divan üyesi olmadığım için fikir beyan etmedim.

Hanımefendi çok yorgun ve üzgün olduğu için hatırlamıyor ya da duymamış olabilir; “Sayın Rıdvan Uz gibi düşünüyorum.” dedim. Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu latife yaparak “Eliniz havadaydı.” dediğinde “Kayıtlara giriyorsa tekrar edeyim ben Rıdvan Uz gibi düşünüyorum.” dedim

. Sayın Genel Başkan misafirlerinin yanına geçtiğinde, divan üyesi arkadaşlarımızla alt kattaki odada “Bu kadar hakarete uğradığımız bu masaya Sayın Genel Başkanı göndermemiz doğru değildir.” dedim, bunun üzerinden istişare ettik, konuştuk, tartıştık. İmkân bulabildiğim her istişarede, her toplantıda, her diyalogda itirazlarımı net bir şekilde ifade ettiğimi de herkes çok iyi bilmektedir.

Belki herkesin dikkatinden kaçmıştır; ben Kemal Beyin adaylığı ile sonuçlanan sürecin kabul etmeyeni ve itiraz edeni olduğum ve olacağım için, bu açıklamaları yaptığım için, ilkeli ve ölçülü olmak namına milletvekili adaylığı başvurusunda bulunmadım ve partiden istifa ettim.

Özetle siyaset her şeye rağmen ilkeyle, ölçüyle, hakkaniyetle, vefayla ve en önemlisi şahsiyeti koruyarak yapılmalıdır. Böyle yapılırsa saygın ve itibarlıdır. Bir siyasetçi için inandırıcılık ve güven duygusu en elzem karinedir. Doğru ile yanlışı, sahici olan ile olmayanı da tarih ve millet belirler. Herkes, her şeyi görüyor ve gördü.

Olan biten her şey milletin gözü önünde oldu.

Bu sebeple kim kendine ne yakıştırıyorsa yakıştırsın; biz, dün durduğumuz yerden geleceğe bakarak ve ilkelerimizle yürüyerek siyaset yapmaya devam edeceğiz.

Millete verdiğimiz söz bütün hayatımızın en büyük kılavuzudur. O söze uygun yürüyeceğiz.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x