‘Bir Derdim Var’ın çok konuşulacak karakterleri!

Birce Akalay ve Mert Fırat’ı başrollerinde buluşturan, yönetmen koltuğunda Burak Müjdeci’nin oturduğu, senaryosunu Yekta Torun’un kaleme aldığı Bir Derdim Var dizisinin karakterleri…

NİLÜFER TOSKA (BİRCE AKALAY)
Ergen psikiyatri kliniğinde psikiyatr olarak görev yapan Nilüfer mesleğinde başarılı, zeki ve ön sezileri kuvvetli sıra dışı bir doktordur. Anlaşılmayan, görmezden gelinen, kenara itilen gençler onun yumuşak karnıdır. Çünkü her birinde kendinden bir parça görür ve zamanında kendisine uzatılan el gibi o da elini uzatmak ister. Nilüfer’e göre her davranışın altında çözülmesi gereken önemli sorunlar vardır. Çözümü bulana kadar da durmaz asla. Yakaladığı en ufak bir ip ucunun peşinden gitmek uğruna çoğu zaman kuralları yıkar. Tüm bu davranışları, çalıştığı hastanede sorun yaşamasına neden olsa da o her zaman bildiğini okur. Ancak herkes onun gibi düşünmez. İnandıklarının tam tersini savunan savcı Ömer’le tanışınca ilk defa dengesi şaşar. Kimsenin bilmediği karanlık tarafı ve geçmişindeki sırlarıyla insanlardan ve özellikle aşktan kaçan Nilüfer için en zor ama bir o kadar da heyecanlı zamanlar başlar.

ÖMER ATAKAN (MERT FIRAT)
Mesleğinde başarılı, işini tutkuyla yapan ve kanunlara harfi harfine bağlı bir savcıdır. Savcı olmayı özellikle seçmiştir. Geçmişinden gelen travması onu katı biri haline getirmiştir. Bu sebeple kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Ömer için suç suçtur. İşine duygularını karıştırmayan Ömer’in yolu bir gün Nilüfer ile kesiştiğinde bildiklerini yeniden sorgulaması gerekecektir. Nilüfer bir taraftan onu geçmişiyle yüzleştirecek diğer taraftan içinden çıkılmaz bir aşkın eşiğine getirecektir.

İPEK (İDİL SİVRİTEPE)
Şartlar okuması için yeterli olmasa da, o; hayalindeki mesleği yapabilmek için tüm zorlukların üstesinden gelmiş genç bir psikologdur. Pratik zekâsı ve farklı bakış açısına sahip olan hocası Nilüfer’e büyük hayranlık besleyen İpek, onu kendisine örnek alır. Sakin ve uyumlu yapısı, herkesi iyileştirebileceğine olan inancı ile birleşince hayatının kırılma noktasını yaşaması kaçınılmaz olacaktır.

YUSUF (ERDEM ŞENOCAK)
Cemiyetin önde gelen ailesi ve sahip olduğu muazzam zenginliğe rağmen her şeyi elinin tersiyle iter. Nesiller öncesine dayanan büyük aile travmalarının hala etkisinde olan Yusuf kökensel psikiyatriye inanır ve bu yüzden psikiyatrist olur. Nilüfer’in bu hayattaki sırrını bilen tek dostudur ve aynı zamanda kimse bilmese de onun doktorudur. Mesleki bilgisi, duruşu ve dürüstlüğü ile kliniğin sevilen isimlerinden olan Yusuf içten içe İpek’e aşıktır. Aşkını itiraf etmek için en doğru zamanı bekleyen Yusuf zamanın aleyhine işlediğini fark edecek ve İpek’i içine düştüğü tehlikeden korumak uğruna onu kaybetmeyi dahi göze alacaktır.

SAVAŞ (ENGİN HEPİLERİ)
Klinikte psikiyatrist olarak görev yapan Savaş, sahip olduğu şeytan tüyüyle kadınları kolaylıkla büyüler. Uzun ilişkilere ne kadar aç olsa da kısa ilişkileri tercih eder. Her ne kadar ‘Nerede akşam orada sabah’ hayatı yaşasa da mesleğine olan aşkı her şeyin önündedir. Nilüfer’i kendisine rakip olarak görür. Nilüfer ne kadar duyguları ve sezileri ile hareket ediyorsa Savaş tam tersine olaylara o kadar bilimsel yaklaşır. Onunla inatlaştığı hemen her konuda onun haklı çıkmasını kendisine yediremez ve gizliden gizliye ona kıskançlık duyguları besler. Çünkü Savaş için başarı her şeyden önce gelmektedir. Bunun sebebi başarılarıyla övünen narsist bir babayla büyümesidir. Onu her bulduğu fırsatta ezmeye çalışan babasına karşı bilinç altında kendini ispat etmek gibi bir gayesi vardır. Ve önündeki tek engel de kliniğin şefi Nilüfer’dir.

DAMLA (NESLİHAN ARSLAN)
Hastanenin başhekimi olan Damla adını sıkça duyurmaktan hoşlanan, hayattaki motivasyonu güç ve para olan bir kadındır. Güzelliğe olan zaafı onu her zaman bakımlı görünmeye iter ve bu uğurda yapamayacağı şey yoktur. Övülmekten ve ilgi görmekten haz alır. Son sözü söyleyenin kendisi olmasını istediği için başına buyruk, kural tanımaz halleri yüzünden çok sık Nilüfer’le karşı karşıya gelir.

SİBEL (BAŞAK GÜMÜLCİNELİOĞLU)
Mesleğine aşık, sıcak kanlı, arkadaş canlısı, herkes tarafından sevilen bir sosyal hizmetler uzmanıdır. İşi gereği gözetim altında tutulması gereken 18 yaş altı çocuklarla ilgilenmektedir. Kendisi de yetiştirme yurtlarında büyüdüğü için çocuklarla iletişimi kuvvetlidir. Sorun yaşayan bir genç ya da çocuk kırmızı çizgisidir.

ÖZGE (AVA YAMAN)
Güçlü bir karaktere sahip olan Özge’nin belki de tek kusuru sivri dilidir. Düşünceleri ile dili arasında mesafe yoktur. Onun bu özelliği etrafındakiler tarafından başta yadırgansa da sonradan hep kabul görmesini ve hatta çokça sevilmesini sağlamıştır.Uzaylıların varlığına ve bir gün kendisini alıp götüreceklerine inanan Özge uzun süredir klinikte tedavi görüyordur. Rutin geçen günleri ve tedavi süreci Kuzey’in kliniğe yatışıyla hem tepetaklak olur hem de renklenir.

KUZEY (ATA ARTMAN)
Fazla zeka bazen başa beladır. Tıpkı Kuzey’de olduğu gibi. Zekası ve kanındaki asiliğine bir de gençliğinin verdiği cesaret eklenince tam bir baş belasına dönüşür Kuzey. Başının sıkça polisle ve mahkemelerle derde girmesi de onu durdurmuyordur. Korkusuz ve kaybedecek bir şeyi olmadığına inanıyordur… Ta ki Nilüfer ile karşılaşıncaya kadar. Kafasında bastıramadığı seslerin, isyanın, acıların son bulmasını aslında ne çok istediğini anlayacaktır. Birisi sonunda içinde hapsolduğu dünyasının sesini kısmayı deneyecektir.

LEYLA (ESİLA UMUT)
İyi niyeti, sakin tavırları, sınırsız anlayışı ile kliniğin göz bebeğidir Leyla. Herkes tarafından sevilen ve hatta kollanan birisidir. Narindir çünkü Leyla. Herkese üzülür, herkesin derdini kendisine yük eder. Hayattaki en büyük korkusu bir insanı kırmak veya üzmektir ama tüm bunların arkasında çok karanlık bir tarafı daha vardır. Kendisinin bile henüz bilmediği tam zıttı. İyi ile kötünün, siyah ile beyazın vücut bulmuş halidir Leyla.

FERDA (EZGİ GÖR)
Dünya koca bir pasta ve Ferda tıka basa tok oturmuştur bu sofraya. Aynada gördüğü kendisiyle barışık değildir asla. Barıştırmak isteyenlerle de arası iyi değildir. Sakin tavırları baskı altında öfkeye dönüşen, bu öfke sonrasında ise kendisine zarar verecek duruma gelen bir çizgide yürüyordur Ferda. Birkaç aydır klinikte tedavisini sürdürse de henüz pek ilerleme kaydedememiştir. Çünkü kendisinin yardıma ihtiyacı olduğuna inanmıyordur. Ama her şeye rağmen orada olmayı da seviyordur. En yakın arkadaşlarını burada edinmiştir ve belki de dışarıdaki hayatın korkutuculuğundan en iyi saklanabileceği yerdir klinik.

BURAK (EFE POYLU)
Eğlenceli, esprili, az cesur ama çok sevgi dolu bir gençtir. Dostluğun ne demek olduğunu klinikte yatan diğer gençlerle öğrenmiştir. Özge ile sık sık tartışıyor gibi görünse de aslında bu onların normalidir. Herkesi anlamaya çalışan, iyi bir dosttur. En çok Ferda gibileri anlamakta zorlanıyordur Burak. Dünyada bu kadar çok lezzet varken hepsinin tadına bakma heyecanı bile onu yaşama bağlıyordur. Oysa asıl açlığının ruhundaki boşluklardan olduğunu henüz bilmiyordur.

ARİF (ATABERK MUTLU)
Kendisini tek cümleyle anlatması istense ‘Ölümden ölümüne korkmak’ derdi kesin.Her gününü korku içinde geçirmek oldukça yorucudur Arif için. Zaten geçmişinde yaşadığı ağır travmalar ruhunu yeteri kadar zayıflatmışken bir de üzerine her an ölmekten korkmak onu savunmasız, güçsüz biri haline getirmiştir. En yakın dostu Burak sayesinde korunup kollandığını bilse de elinde değildir diğer korkuları. Her an bir şey olabilir. Bozuk bir priz yüzünden elektrik çarpabilir, şiddetli bir rüzgar odasının camını kırıp, cam kırıkları onun ciddi yaralanmasına sebep olabilir… Klinikte dört duvar içindeki tehlikelerle baş etmek yeterince zorken dış dünyadaki tehlikelerin hiçbirisiyle yüzleşemez hale gelmiştir. Bir süredir tedavi gördüğü hastaneden dışarı çıkmayı hiç istemiyordur ve henüz hazır da değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x